İçeriğe geç

Kendimle konuşmalar kimin eseri ?

Kendimle Konuşmalar Kimin Eseri?

Giriş: Kendimle Konuşmalar, Bir Başka Dünya

Her insanın kafasında bir iç ses vardır, değil mi? Ama bu ses bazen o kadar gür çıkar ki, insanın kafasını dinlemek neredeyse imkansız hale gelir. Kendimle konuşmalar kimin eseri, peki? Bu soru, aslında çok derin bir anlam taşıyor gibi gözükse de, asıl cevabı düşündüğümüzde, çoğu zaman tek bir kişi sorumludur: Ben. Evet, ben! Ama tabii bu yazıda “ben” dediğimde yalnızca benden bahsetmiyorum. Birçok insanın iç sesine de tercüman oluyorum.

Mesela İzmir’de, yazın sıcak günlerinden birinde bir kafede oturuyorum. Yanımda arkadaşlarım var. Kimisi telefonuyla meşgul, kimisi de orada burada çene çalıyor. Ama benim iç sesim bir yandan sürekli bana yeni fikirler sunuyor. Hani bazen insan kendi içinde garip sohbetler yapar ya, işte ben de onlardan biriyim. İçimden bir ses şöyle diyor:

“İyi misin? Biraz dinlen. Şu an zaten bir yazı yazmak zorunda değilsin. Ama hayır, sen yazacaksın. Çünkü yazmanın zamanı var, sonra da bu yazıyı yazmak senin için bir terapi olacak, ne de olsa…”

“Terapi? Abi, resmen iç sesimin psikiyatrist gibi davrandığını hissettim.” diyorum, içimden kendi kendime.

Kendimle Konuşmalar: İç Sesin Derinliklerinde

İç sesim, bazen çok yardımcı olabiliyor. Beni kötü bir durumda bırakmamak için her an hazır. Mesela geçenlerde bir restoranın önünden geçerken, “Yaa, neden bir burger yemiyoruz? İyi olur, değil mi?” dedi. Hemen iç sesim devreye girdi: “Hayır, abartma. Dün zaten yedin. Bugün salataya geç. Yarın yine burger.”

Gerçekten de o içsel mücadele, çoğu zaman insanı paralize ediyor. Salata mı, burger mi? İşte büyük felsefi soru. Ama asıl mesele şu: Bu sürekli kendinle konuşmalar kimin eseri? Şu anki ben, geçmişteki birinin takıntılarından mı ibaret? Ya da evrimsel süreçte, iç sesler insanı hayatta tutmaya mı yarıyor?

Zaten kendimle konuşmalar bazen o kadar garip bir hale geliyor ki, bir noktada anlamını kaybediyor. Bir gün, “Hadi bir şeyler yap, hadi bir şeyler yap” diye kendi kendime telkinde bulunuyorum. Bu sırada birden kafama takılıyor:

“Abi, şu an yapmam gereken tek şey çay içip rahatlamak. Bir de kendime yüklenmeye ne gerek var? Yani, her şeyin sorumluluğunu ben mi alacağım? Ne kadar zor bu içsel baskılar!”

Sonra kafamda aniden başka bir ses beliriyor: “Neden böyle konuşuyorsun? Hadi, bugün iyi bir şeyler yap.”

Burada bir fark var değil mi? Biri rahatlama derken, diğeri hemen bir şeyler yapmamı bekliyor. İşte bu kadar karmaşık ve bazen komik olabiliyor “kendimle konuşmalar.”

Bazen Kendimle Dalga Geçmek Gerekir

Bir de var ya, iç sesim bazen tam bir kötü komedyen gibi takılır. “Gel, seni bir yerlere götüreceğim” diye beni bir şehri keşfe çıkaracakmış gibi konuşur, sonra da “İyi de bu şehri zaten tam olarak biliyoruz, ne gerek vardı?” diye sorarım. Ama iç ses yine de takılmaya devam eder. Geçenlerde aynada kendimi gördüm ve birden iç sesim şöyle dedi: “Abi, suratında neler var, bunun üzerinde biraz çalışman gerek!”

Hemen başlıyorum:

“Yok ya, işte biraz uykusuzum. Hem zaten cilt bakımı yapacak vaktim yok, senin de dediklerinle ilgilenemem!”

Bir yanda o iç ses, bir yanda ben, bir de İzmir’in o sıcacık havası… Biraz takılmak da gerek, değil mi? İnsanın bazen kendiyle dalga geçmesi lazım. Sonuçta ben de ben değil miyim? Ama diğer yandan iç sesimden gelen bu sürekli uyarılar, bir noktada neredeyse bir yöneticinin sürekli devrede olması gibi.

Kendimle Konuşmalar Kimin Eseri?

Sonunda geliyorum şu noktaya: Kendimle konuşmalar, aslında insanın kendi içindeki karmaşayı anlamaya çalışmasıdır. Eğer bir insan sürekli “Kendimle nasıl konuşuyorum?” diye düşünüyorsa, aslında bu biraz da içsel bir yolculuk. Sonuçta her insanın kafasında konuştuğu sesler, onun geçmiş deneyimlerinden, geleceğe dair kaygılarından ve tabii ki bulunduğu ruh halinden kaynaklanıyor.

Ama bu sorunun biraz da komik bir cevabı var: Kendimle konuşmalar kimin eseri? Tabii ki benim! Yani, ben de kendi içimdeki şizofrenik karakterleri yaratıyorum. Gerçekten öyle değil mi? Bir an bakıyorum, bir ses bana süper iyi bir fikir veriyor, bir dakika sonra başka bir ses “Bunu asla yapma, asıl işini hallet” diyor.

Bir bakıma bu iç sesler benim en yakın arkadaşlarım. Ya da belki biraz fazla müdahaleci. Yani ben diyorum ki, bir an için “İyi ki varlar.” Çünkü gerçekten, insan yalnız başına hayatta kalamaz ki. En azından benim iç sesim, zaman zaman beni biraz düzgün bir şekilde yönlendirebiliyor.

Kendimle Konuşmaların Duygusal Yanı

Yeri gelmişken, iç sesimin çoğu zaman ciddi olduğu da oluyor. Bazen kendi kendime dönüp, “Abi, hayatta bir amacın var mı?” diye soruyorum. İç sesim hemen cevap veriyor: “Var tabii, rahatla!” Ama bazen, çok derin bir şekilde düşünüyorum, kendimi sorguluyorum ve o zaman o ses birden bambaşka bir hal alıyor. Artık o ses, yalnızca beni gülümsetmeye çalışmıyor; aynı zamanda daha gerçekçi, daha anlamlı konuşuyor.

Bir noktada iç sesimin, sanki bana her zaman doğruyu söylüyormuş gibi bir yanılsama yapması beni biraz endişelendiriyor. Hani bazen “Çok fazla düşünüyorum” diye şikayet ederim ya, işte o zaman da “Ya bırak, bu kadar ciddiye alma. Her şey yolunda” der. Aslında, bana böyle durumlarda, “Rahatla” demek en doğru hareket oluyor. Ama iç ses bazen öyle bir devreye giriyor ki, o kadar komik ki… Düşünsenize, bir akşam yorgun bir şekilde evime geliyorum, iç sesim beni sorguluyor:

“Bu kadar işin arasında, gerçekten evde tek başına mı oturacaksın?”

Ben de cevap veriyorum: “Evet, evet, içimdeki insanla baş başa kalacağım.”

O sırada iç sesim biraz duraksıyor, derin bir nefes alıyor ve yine devam ediyor:

“Bir de film aç, hadi. Yoksa seni yalnız bırakırım.”

Ve ben yine kendimle dalga geçiyorum. Çünkü sonunda, hep kendimle konuşmaların esiri oluyorum.

Sonuç: Kendimle Konuşmaların Yeri

Gün sonunda anlıyorum ki, kendimle konuşmalar, insanın en değerli içsel yolculuklarından biri. Sonuçta biz, kendimizi tanımak için, o içsel sesin peşinden gitmek zorundayız. Belki de bu yüzden bazen iç sesim beni bir yolda tutmaya çalışırken, diğer yanda da ona biraz sarkastik bir şekilde cevap vermek istiyorum. Çünkü hayatın özü bu: Hem ciddi, hem de eğlenceli bir şekilde içsel bir denge kurmak.

Kendimle konuşmalar kimin eseri sorusunun cevabı basit: Benden, senin ve hepimizin iç seslerinden… Hayatın her anında, bazen derin düşüncelere dalarken, bazen de gülüp eğlenirken, bu iç seslerle baş başa kalıyoruz. Ve evet, bazen de biraz delilik… Ama öyle ya da böyle, bu “delilik” bizi biz yapan şey.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort ,
Sitemap
ilbet canlı maç izle