Hz. Îsâ Nereye İnecek? İzmir Minibüslerinde Başlayan Büyük Tartışma
İnsan bazen çok garip yerlerde çok büyük meseleleri düşünmeye başlıyor. Ben mesela geçen hafta Bornova’dan Karşıyaka’ya dolmuşla giderken düşündüm bunu. Şoför bir yandan “arkaya ilerleyelim gençler” diye bağırıyor, önümdeki abi telefonda üçüncü kez “kanka ben yoldayım ya” diyor ama belli ki daha evden çıkmamış… Ben ise camdan dışarı bakıp kendi kendime şunu düşünüyorum:
“Hz. Îsâ nereye inecek?”
Bak şimdi, normal şartlarda 25 yaşında bir insanın bu soruyu düşünmesi için ya ilahiyat okuması gerekir ya da gece üçte YouTube’da “kıyamet alametleri” videosundan yanlışlıkla devam edip algoritmanın dibine vurmuş olması gerekir. Ben ikinci gruptayım.
İzmir insanı olarak zaten her konuda yorum yapma gibi genetik bir özelliğimiz var. Körfez kokusu neden böyle? Yorum var. Boyoz neden pahalı? Yorum var. Trafik neden kilit? Herkes uzman. O yüzden konu “Hz. Îsâ nereye inecek?” olunca da beynim otomatik panel programına döndü.
Mahalle Kahvesindeki Teolojik Kadro
Bizim mahallede bir kahve var. Öyle klasik erkekler kahvesi değil; adeta açık öğretim sosyoloji fakültesi gibi. Bir gün oturduk, çaylar geldi, konu bir anda oraya döndü.
Mahallenin en komik ama en iddialı abisi Hasan Abi başladı:
“Kesin İstanbul’a iner.”
“Niye abi?” dedim.
“Çünkü trafik çilesini görmeden dünyanın sonu gelmez.”
Adamın mantığına sinirlenemiyorsun çünkü bir yerden sonra hak veriyorsun.
Başka biri dedi ki:
“Yok kardeşim, Kudüs tarafı olur.”
Masadaki sessiz dayı ilk kez konuştu:
“Ben olsam İzmir’e inerim.”
Herkes sustu.
“Neden?” diye sorduk.
“İnsan biraz huzur ister.”
İşte o an çay bardağına bakıp hayatı sorguladım. Çünkü dayının cevabı hem komikti hem de aşırı mantıklıydı.
Hz. Îsâ Nereye İnecek? İnsanlığın En Büyük “Konum At” Sorusu
Herkese merhaba! Bugün Ugurlukoltuk olarak sizlere “Hz. Îsâ Kurana göre öldü mü” hakkında rehber niteliğinde bir yazı sunuyoruz.
Şimdi dürüst olalım. İnsanlık tarihinin en büyük meraklarından biri bu olabilir. Çünkü mesele sadece fiziksel bir yer değil aslında. İnsanlar biraz da şunu merak ediyor:
“Dünya bu kadar karışmışken kurtuluş nereden gelecek?”
Bak yine fazla derine indim. Benim şöyle bir problemim var: Ortamda en çok espriyi yapan kişi genelde geceleri tavana bakıp varoluş sancısı çeken kişi oluyor. Gündüz “kanka hayat boş ya ahahah” deyip gece “acaba gerçekten ne yapıyoruz?” diye düşünmek tam benim karakter.
Bir yandan da şunu fark ediyorum. İnsanlar “Hz. Îsâ nereye inecek?” sorusunu konuşurken aslında kendi şehirlerini kutsamaya çalışıyor.
Adanalı diyor:
“Bizim kebabı yese burada kalır.”
Karadenizli:
“Bizim yaylayı görünce geri çıkamaz.”
İzmirli:
“Bir kahve içsin yeter.”
Biz gerçekten fazla rahat insanlarız. Kıyamet kopsa biri çıkıp “ama hava güzel şimdi” der.
Metroda Gelen İçsel Aydınlanma
Geçen gün metrodayım. Kulakta müzik var ama dinlediğim şeyi anlamıyorum. Çünkü beynim yine saçma düşüncelere dalmış durumda.
Bir anda iç sesim konuşmaya başladı:
“Ya gerçekten inse ne olurdu?”
Düşünsene… İnsanlık yıllardır tartışıyor, teoriler üretiyor, videolar çekiyor… Sonra bir anda biri sosyal medyada story atıyor:
“Galiba geldi.”
Altında konum:
Bostanlı Sahil.
Bir anda Twitter çöker. TikTok canlı yayınları açılır. Haber kanalları “SON DAKİKA” diye kırmızı bant geçer.
Ama bizim mahalledeki emekli amca yine aynı şeyi der:
“Eskiden böyle şeyler yoktu.”
Gerçekten bu neslin özgüveni inanılmaz.
Hz. Îsâ Nereye İnecek? Meselesini Bu Kadar İlginç Yapan Şey Ne?
Bence işin ilginç kısmı şu: İnsanlık olarak bilinmezliği dramatikleştirmeyi çok seviyoruz.
Mesela ben elektrik faturası gelmeden önce bile sanki korku filmi karakteri gibi davranıyorum. Telefon mesaj sesi geliyor, kalbim düşüyor.
Bir de düşün; konu dünyanın sonuna dair büyük meseleler olunca beynimiz iyice film senaryosu yazıyor.
Ama galiba insanların asıl ihtiyacı şu:
Bir gün her şeyin düzeleceğine inanmak.
Bak işte burada mizah bir anda duygusallaştı. Çünkü ne kadar şaka yaparsak yapalım herkesin içinde biraz yorgunluk var.
Sabah alarmı.
Trafik.
Geçim derdi.
İlişkiler.
“Bugün de bir şey başaramadım galiba” hissi…
Sonra insanlar umut veren hikâyelere sarılıyor.
O yüzden “Hz. Îsâ nereye inecek?” sorusu sadece coğrafi bir mesele değil. Bir umut meselesi biraz da.
Bizim Evdeki Kıyamet Provaları
Benim annem temizlik yaparken kıyamet provası gibi davranıyor.
“Şunu kaldır.”
“Bunu düzenle.”
“Misafir gelse rezil oluruz.”
Anne… Şu an eve gelecek tek misafir yemek siparişi getiren kurye.
Ama annelerin zihninde her an kırk kişilik misafir grubu kapıda bekliyor.
Geçen gün annem televizyon izlerken dini bir program açtı. Konu yine aynı.
Sunucu ciddi ciddi anlatıyor:
“Hz. Îsâ’nın inişi…”
Ben mutfaktan seslendim:
“Anne İzmir’e inse trafik yüzünden geri döner.”
Kadın gülmemek için dudaklarını sıktı ama güldü. Çünkü anneler çocuklarının saçma mizahına istemsiz teslim oluyor.
Sosyal Medya Çağında Hz. Îsâ Nereye İnecek?
Bak bu kısmı ciddi merak ediyorum.
Eskiden insanlar büyük olayları meydanlarda öğrenirdi. Şimdi bildirim sesiyle öğreniyoruz.
Düşünsene biri YouTube videosu çekmiş:
“Hz. Îsâ’nın indiği yere gittim!!! ŞOK OLDUM!!!”
Thumbnail’de ağzı açık surat.
Altına yorum:
“İlk.”
İnsanlık gerçekten çok tuhaf bir noktaya geldi.
Bir de kesin komplo teoricileri çıkar:
“Bu aslında hologram.”
Abi siz uzaya tost makinesi gönderilse ona bile “oyun bunlar” diyorsunuz zaten.
Kafamın İçindeki Gereksiz Senaryolar
Benim beynim hiç susmuyor. Mesela gece uyurken şunları düşünüyorum:
“Acaba indiğinde ilk ne yiyecek?”
“Kalabalık olursa sıkılır mı?”
“İnsanlar selfie çekmeye çalışır mı?”
Bak buna yüzde yüz eminim. İnsanlık tarihinin en mistik anında biri telefonu uzatıp şöyle diyecek:
“Abi hızlı çek arka kamera daha iyi.”
Ve muhtemelen o kişi yine bizim ülkeden çıkacak.
İzmir’de Yaşayınca Her Şeye Bir Tık Rahat Bakıyorsun
Belki de bu yüzden “Hz. Îsâ nereye inecek?” sorusunu düşünürken bile aklıma ciddi teorilerden önce günlük hayat geliyor.
Çünkü İzmir insanı dünyanın en büyük olayını bile sahilde çekirdek çitleyerek tartışabilir.
Kordon’da yürürken üç farklı masa duydum:
Birinci masa futbol tartışıyor.
İkinci masa ekonomi konuşuyor.
Üçüncü masa evrenin sırrını çözmeye çalışıyor.
Ama hepsi aynı rahatlık seviyesinde.
Bir ara düşündüm:
Belki de insanlığın ihtiyacı biraz sakinliktir.
Her şeyi bağırarak tartışıyoruz.
Herkes haklı olmaya çalışıyor.
Kimse gerçekten dinlemiyor.
O yüzden bazen en anlamlı cümleyi en sessiz insanlar kuruyor.
İç Sesimle Mini Tartışma
— Oğlum neden bu kadar düşünüyorsun?
Çünkü beynim susmuyor.
— Normal şeyler düşün bari.
Dün üç saat “martılar neden bu kadar özgüvenli?” diye düşündüm.
— Haklısın devam et.
Gerçekten bazen kendi iç sesim bile bana destek olmuyor.
Hz. Îsâ Nereye İnecek? Sorusu Aslında Neyi Anlatıyor?
Bence bu sorunun cevabı kesin bir harita noktası değil.
İnsanların içinde kalan o beklenti hissi.
Bir şeylerin düzeleceğine dair umut.
Çünkü modern hayat insanı çok yoruyor. Sabah telefona bakınca bile on farklı kriz görüyoruz.
Bir yanda savaşlar.
Bir yanda ekonomik sıkıntılar.
Bir yanda insanların birbirine tahammülünün azalması.
Sonra biri çıkıp umut içeren bir şey konuşunca insanlar doğal olarak kulak kesiliyor.
Ama işin komik tarafı şu:
İnsanlık olarak mucize beklerken apartman grubunda “aidatı kim ödeyecek?” kavgası yapıyoruz.
Gerçek hayat mistik olmaktan çok uzak.
Mahalledeki Teyzenin Final Yorumu
Geçenlerde apartmanın önünde oturuyoruz. Konu yine döndü dolaştı oralara geldi.
Mahalleden bir teyze dedi ki:
“Evladım önemli olan nereye ineceği değil.”
Herkes sustu.
Kadın devam etti:
“İnsanların biraz düzelmesi lazım önce.”
Var ya… O an bütün mahalle sustu.
Sonra yan masadan biri bağırdı:
“Okey kimdeydi?”
Hayat gerçekten dramatik olmayı asla uzun süre sürdüremiyor.
Değerli Ugurlukoltuk okurları, “Hz. Îsâ Kurana göre öldü mü” hakkındaki bu içeriğimizin sonuna ulaştınız. Umarız faydalı olmuştur!
Sonuç Yerine: Belki de Mesele Yer Değildir
“Hz. Îsâ nereye inecek?” sorusu yıllardır konuşuluyor, konuşulmaya da devam edecek.
Kimisi ciddi dini kaynaklarla yaklaşacak.
Kimisi teoriler üretecek.
Kimisi sosyal medya içeriği çıkaracak.
Ben ise büyük ihtimalle yine İzmir’de bir kafede oturup çay içerken düşüneceğim bunu.
Çünkü bazı soruların cevabından çok düşündürdüğü şey önemli galiba.
Ve insan bazen en büyük meseleleri en sıradan anlarda düşünüyor:
Metro beklerken.
Markette sıra beklerken.
Gece ışığı kapattıktan sonra tavana bakarken…
Sonra hayat devam ediyor.
Dolmuşçu yine “arkaya ilerleyelim” diyor.
Martılar yine simit çalıyor.
Telefon faturası yine moral bozuyor.
Ama insan yine de umut etmeyi bırakmıyor.
Belki bütün mesele de budur zaten.