“Süzme Yoğurt İsim Fiil Mi?” Diye Başlayan Bir Akşamın İçimde Bıraktığı Şey
Kayseri’de yaşayan biriyseniz bazı akşamların kokusu birbirine benzer. Sobaya yakın kuruyan çamaşırların kokusu, mutfakta fokurdayan çorba, sokaktan geçen arabanın kar üstündeki sesi… İnsan bazen aynı günün içinde sıkışıp kalmış gibi hissediyor. Ben uzun zamandır böyle hissediyorum zaten. Yirmi beş yaşındayım ama bazı geceler kırk gibi yorgun, bazı sabahlar on yedi gibi heyecanlı uyanıyorum.
O gün de öyleydi.
Akşamüstü eve dönerken hava sertti. Kayseri ayazı insanın yüzüne sadece soğuk vurmaz; geçmişini de vurur. Atkımı ağzıma kadar çekmiştim. Tramvayın camından dışarı bakarken içimde garip bir sıkışma vardı. Sebebini bilmiyordum. Sonra telefonuma gelen mesajı görünce anladım.
“Bugün gelemeyeceğim.”
Tek cümle.
İnsan bazen bir cümleyle küçülüyor gerçekten. Bütün gün beklediğin biri varsa ve o kişi gelmeyeceğini böyle dümdüz söylüyorsa, dışarıdaki soğuk içerine yerleşiyor. O an tramvaydaki herkesin mutlu olduğunu düşündüm. Bir tek ben eksik kalmış gibiydim.
Mutfaktaki Sessizlik ve Annemin Sesi
Eve girince annem mutfaktaydı. Her zamanki gibi mutfak ışığını fazla açmadan yemek hazırlıyordu. Çocukluğumdan beri annemin loş ışıkta çalışmasına alışığım. Sanki fazla ışık olursa dertler daha görünür olacakmış gibi davranır.
“Çorba içersin,” dedi.
Sesimdeki kırgınlığı anlamasın diye hızlı konuştum.
“Olur.”
Masaya oturduğumda önümde süzme yoğurt vardı. Annem mantının yanına koymuştu. Kaşığı yoğurda daldırırken bir anda üniversitedeki günler aklıma geldi. Türkçe öğretmenliği okuyan arkadaşım Seda’nın sesi çınladı kulaklarımda.
“Süzme yoğurt isim fiil mi?”
Bunu bir gün kantinde ciddi ciddi tartışmıştık. O kadar saçma bir anda gülmeye başlamıştık ki herkes bize dönüp bakmıştı. O an hayatın zor olmadığını sanıyorduk. İnsan bazı anların kıymetini yıllar geçince anlıyor.
Annem karşıma oturdu.
“Neyin var?”
“Yok bir şey.”
Ama vardı. Hem de çok vardı.
Birinin eksikliğini saklamak çok yorucu. Hele sevdiğin kişi seni yarım bırakmışsa… O akşam içimde tarif edemediğim bir hayal kırıklığı vardı. İnsan kırıldığını belli etmemeye çalışınca daha çok kırılıyor.
Eski Defterler ve Kurumuş Çiçekler
Yemekten sonra odama geçtim. Ben yıllardır günlük tutuyorum. Küçükken bu huyumla dalga geçenler olmuştu ama artık umursamıyorum. Çünkü bazı duygular konuşulunca hafiflemiyor. Yazılınca hafifliyor.
Çekmeceden eski defterlerimi çıkardım. Sayfaların arasından kurumuş bir papatya düştü. O çiçeği kimden aldığımı hemen hatırladım.
Melis.
Adını içimden geçirince bile göğsüm sızlıyor hâlâ. İnsan bazı insanları tamamen unutamıyor. Sadece onlarla yaşamayı öğreniyor.
Defterin bir sayfasında şöyle yazmışım:
“Bugün Melis gülerken gözlerini kapattı. O an hayatım boyunca üzülmeyeceğimi düşündüm.”
Bu cümleyi okuyunca uzun süre tavana baktım. Çünkü insan geçmişteki kendisine üzülüyor bazen. Ne kadar saf olduğuna, ne kadar inanabildiğine…
Telefonu tekrar elime aldım. Mesaj hâlâ oradaydı.
“Bugün gelemeyeceğim.”
Ne kadar kısa ama ne kadar ağır bir cümle.
Kayseri Geceleri İnsanla Konuşuyor
Bir süre sonra dışarı çıktım. İçimde duramıyordum. Gece yürüyüşleri bana iyi geliyor bazen. Özellikle Kayseri’de… Cumhuriyet Meydanı’nın gecesi başka oluyor. İnsanlar azalıyor, sesler yavaşlıyor. Şehir sana kendi kalbini duyuruyor.
Montumun cebinde ellerimle yürürken burnuma kestane kokusu geldi. Bir satıcı hâlâ açıktı. Gidip bir kese aldım.
Adam bana bakıp gülümsedi.
“Soğuk sert bugün.”
“Evet,” dedim.
Aslında sadece hava soğuk değildi.
Meydandaki banklardan birine oturdum. Kar hafif hafif yağıyordu. O an kendimi çok yalnız hissettim. Öyle böyle değil. İnsan kalabalığın ortasında yalnız hissedince daha çok üşüyor.
Sonra istemsizce Seda’yla olan o konuşmayı düşündüm tekrar.
“Süzme yoğurt isim fiil mi?”
Bir dil bilgisi konusu nasıl olur da insanın içini ısıtır bilmiyorum ama bazı anılar mantıklı değil zaten. O gün kantinde kahkaha atarken geleceğin bizi bu kadar yoracağını bilmiyorduk.
Şimdi herkes başka yerde.
Kimisi evlendi.
Kimisi şehir değiştirdi.
Kimisi tamamen yabancı oldu.
Ben hâlâ burada, Kayseri’de, gecenin içinde yürüyordum.
Bir Mesajın İnsan Üzerindeki Etkisi
Telefonum titreşti.
Kalbim hızlandı.
İnsan bazı mesajları açmadan önce bile hissediyor.
Ama o değildi.
Seda yazmıştı.
“Uyuyor musun?”
Gülümsedim.
“Hayır.”
Aradı hemen.
Dakikalarca konuştuk. İşten, yorgunluktan, hayattan… Sonra bir anda yine eski günlere geldik.
“Hatırlıyor musun,” dedi, “bir gün yarım saat boyunca ‘süzme yoğurt isim fiil mi’ diye tartışmıştık.”
Kahkaha attım.
Gerçekten attım.
Belki haftalardır ilk kez içten güldüm.
“Oğlum ne boş insanlarmışız.”
“Mutluymuşuz aslında,” dedi sessizce.
İşte o cümle içime oturdu.
Mutluymuşuz aslında.
Bazı insanlar geçmişe dönmek istemez. Ben istiyorum galiba. Çünkü geçmişte daha az korkuyordum. Daha çok inanıyordum. Kalbim bu kadar yorgun değildi.
İnsan En Çok Kendisini Özlüyor
Eve dönerken kar hızlandı. Sokak lambalarının altında uçuşan kar tanelerini izledim. Çocukken kar yağınca heyecandan uyuyamazdım. Şimdi sadece yollar kapanmasın diye düşünüyorum.
Büyümek biraz da böyle bir şey galiba.
Heyecanlarının yerini endişeler alıyor.
Odama geçtiğimde aynaya baktım. Yüzüm yorgundu. Gözlerimin altında hafif morluklar vardı. Son zamanlarda çok düşünüyordum. Fazla düşünmek insanın yüzüne işliyor.
Masama oturup yeni bir sayfa açtım.
Şunu yazdım:
“Bugün anladım ki insan bazen bir cümleyle kırılıyor ama başka bir cümleyle yeniden toparlanabiliyor.”
Sonra uzun uzun düşündüm.
Belki de mesele aşk değildi sadece. İnsan anlaşılmak istiyor. Beklenmek istiyor. Değer görmek istiyor. Ben uzun süredir kendimi eksik hissediyordum.
Ama Seda’nın o telefonundan sonra içimde küçük bir sıcaklık oluştu. Çok küçük ama gerçek bir sıcaklık.
Babamın Sessizliği
Gece su içmek için mutfağa geçtiğimde babam oturuyordu. Televizyon açıktı ama sesi çok kısıktı. Babam genelde az konuşur. Duygularını belli eden biri değildir. Küçüklüğüm boyunca onun sevgisini daha çok davranışlarından anladım.
Beni görünce çayı gösterdi.
“İçer misin?”
Oturup karşısına geçtim.
Bir süre sessiz kaldık.
Sonra bana bakmadan konuştu.
“Canını sıkan bir şey mi var?”
Boğazım düğümlendi.
“Biraz.”
Başını salladı.
“Geçer.”
Eskiden bu cümleye kızardım. İnsan derdini anlatınca “geçer” denmesi sinirimi bozardı. Ama artık anlıyorum. Babam aslında çözüm sunmuyordu. Sadece yanında olduğunu söylüyordu kendi dilinde.
Bir süre sonra ayağa kalktı.
“Uyuma geç kalma.”
Bu cümlede bile sevgi vardı.
Bazı Soruların Cevabı Yok
Ertesi sabah uyandığımda hava hâlâ kapalıydı. Camın kenarında oturup kahve içtim. Telefonu elime alıp uzun süre boş ekrana baktım.
Sonra o kişiye mesaj atmadım.
İlk kez atmadım.
Çünkü insan bazen kendisini korumayı öğreniyor.
Pencerenin dışında insanlar işe yetişmeye çalışıyordu. Hayat herkes için devam ediyordu. Benim içimdeki kırgınlık dünya için önemsizdi belki ama benim için gerçekti.
Defterime son bir şey yazdım:
“Bazı insanlar gelir, seni değiştirir ve gider. Bazı cümleler ise yıllarca seninle kalır.”
Sonra gülümsedim.
Çünkü gerçekten hayat garipti.
Bir gün sevdiğin kişinin mesajıyla dağılıyorsun.
Başka bir gün “süzme yoğurt isim fiil mi” gibi saçma bir anıyla toparlanıyorsun.
İnsan kalbinin neye tutunacağını önceden bilmiyor.
Kayseri’nin Soğuğunda İçimde Kalan Sıcaklık
Şimdi bunları yazarken dışarıda yine kar yağıyor. Annem mutfakta bir şeyler hazırlıyor. Babam televizyonun karşısında uyuyakalmış olabilir. Telefonum sessiz.
Ama içimde dün geceki kadar büyük bir boşluk yok.
Sanırım iyileşmek böyle başlıyor.
Bir anda değil.
Yavaş yavaş.
Bir arkadaş sesiyle.
Eski bir anıyla.
Bir tabak mantıyla.
Belki de süzme yoğurtla.
Ve insan bazen en umulmadık anda yeniden nefes alabildiğini fark ediyor.